30 Aralık 2015 Çarşamba

Tarafsız Taraflar..

"Ben dedi içlerinden birisi: Dünyadaki en başarılı insanım.. Öyle bir buluşum var ki herkes tarafından tanınırım.. Evet evet herkes beni tanır.. Beni tanıdıklarını bilmeseler bile aslında benim adımı bilirler yani beni bilirler..

Sıra bir diğerine gelmişti. Sen dedi. Evet evet sen, Sen dünyadaki en kötü en beceriksiz insansın.. Karşısındaki çok şaşırmıştı.. Duraksadı bi an bakakaldı herkesin içerisinde bunları duymak hayatında beklediği en son şeydi.. Ve devam etti diğeri sözlerine.. Sen aslında hayattaki en başarısız insansın.. 

Herkes donakalmış tek çıt dahi çıkaramamıştı..

Araya biri girdi ve sözü kendi lügatına aldı.. Sen dedi.. Aldırma diğerine aslında çok başarılı birisin ve buluşun bizim çok yararımıza oldu.. İnsanlar allak bullak olmuştu.. Kime inanacaklar ya da neye göre değerlendireceklerdi.. Beklediler beklediler ve kimse söze giremedi.".

Dünyada böyle aslında herkes iyi ya da kötü birşeyler yazıyor, çiziyor, düşünüyor ya da yapıyor.. Kendince mükemmel aslında yaptıkları çizdikleri yada her neyse işte.. Peki diğerleri için nerde onun yaptıkları.. Diğerlerinin hayatına yarar mı sağlıyor yoksa zarar mı?

Nasıl bulunur bu..? Kime sorulur..? Kimin cevabına inanılır.. ?

Ha derseniz ki ben sadece kendi düşünceme bakarım diğerlerinden banane.. Tabi olabilir buda bi ihtimal sonuçta.. Peki ötesi.. ???

Ha pardon ama sizin için bunun da önemi yoktu değil mi..?

18 Aralık 2015 Cuma

Dört Yıl İşte.. :(



Gelimli gidimli dünya işte nerden nereye.. Dört yıl önce neredeydik dört yıl sonra nerede..Hayatımızdan kimler geldi kimler geçti bu senelerde.. Yeni dostluklar yeni kardeşlikler kuruldu belki de..

Hayatı öğrendik aslında burda biz.. Hem beraber yürümeyi öğrendik dostlarla hem de beraber ağlamayı.. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi kırdık bazen birbirimizi paramparça ettik hem de.. Sonra geçmişe sünger çektik maziye gömercesine..

Bazen iyi ki dedik küçücük bi ana bazense keşkeleri sıraladık ardı ardınca.. Ama dört yılı beraber geçirdik iyisiyle kötüsüyle.. Aynı düşünceleri paylaşmasakta aynı sınıfı paylaştık birbirimizle... İyi ya da kötü herkesin hakkı geçti birbirine.. 

Bazılarıyla kardeş olduk bazılarıyla ise selamlaşmadık bile belki de.. Ama gene de yer ettik birbirimizde.. Dönüp arkaya baktığımızda hatırlayacağız herkesi bi şekilde.. 

Ben çok şey öğrendim bu dört senede şimdi ise yolun sonu geldi işte.. Herkes ayrı memleketlere ayrı yerlere gidecek.. Sanki bu dört sene dört günmüş gibicesine.. Belki iyi anacaklar bizi belki de kötü bilinmez mechulde.. 

Ama ben hep iyi anacağımız herkesi her hatırayı geçmişimde.. Vee ulaşmaya çalışacağım hep kopmamak için bu günlerden bi şekilde...

19 Kasım 2015 Perşembe

Zavallı Dünya mı Acaba..?

Dünya aynı mı ki her insanın her zaman aynı olması bekleniyor.. Var olduğu günden bugüne milyonlarca, milyarlarca hatta sonsuza doğru insan gören bu dünya aynı mı..?

Her insanın kahrını çeken, her insanın kahkalarını dinleyen en alt yapısına kadar her şeyi hisseden şu koca dünya bile yorulmuşken artık her insandan aynı enerjiyi aynı şeyleri beklemek ne kadar doğru ki..

İnsan bu sonuçta.. Dünya kadar olmasa da hatta onun yanında devede kulakta kalsa her insanda başka insanların kahrını çekip kahkalarını dinliyor.. Her gün farklı farklı senaryolar dinleyip gerçeği kavramaya çalışıyor.. Aklı karışıyor.. Hissettiği mi doğru yoksa ona söylenen mi..? Kafa karışık, duygu karışık, hayal dünyasının sınırlarını aşındırıyor her şey.. Peki nasıl durur bu sistem..?

İnsan pes edemez mi yani..? İşinden istifa etme hakkı, evladını reddetme hakkı dahi varken burada pes edemez mi.. İstemediği bir şeyi neden yapmak zorunda olsun ki..?

İnanç kavramını reddedip ateist olabiliyorken, devleti reddedip anarşist olabiliyorken insanları reddedip neden farklı bir aktör olamıyor ki..? Her konuda her türlü yol varken burada yok mu bir yol..?

Galiba yok. Her gün karşılaşıp konuştuğumuz insanlarla hayal kapılarımız aşınıp duracak.. Taki taki o gün gelene kadar..

İşte o gün hayal dünyası insanın görmek istediğinin yanında yapıpta görmediklerini de görecek.. Görecek ki ancak anlayacak
                       
                                           
                                       "Bu Dünyanın Aslında Kendi Olduğunu"..

14 Kasım 2015 Cumartesi

Kendimiz miyiz Gerçekten..


Hepimiz ayrı dünyalarda ayrı koşuşturmacalar içerisindeyiz.. Peki dönüp hiç kendimize bakıyor muyuz ya da çevremize..? Vaktimiz yok değil mi..? Hayatta her şeye ayıracak vaktimiz var ama kendimize ve bize değer verenlere ayıracak vaktimiz yok..Çünkü bize göre daha önemli işlerimiz var.. Nereye kadar peki..? Yarın, bi hafta sonra bi yıl sonra ya da daha da uzun bi süre sonra.. 

Sanki zamanı sonsuza kadar satın almışızcasına değerli olan ne varsa değersizleştiriyoruz.. Dünyaya geliş amacımızı unutup evrende bi hiç olduğumuzu zaten bilmeyip kendimizi her şeyin hakimi sanıyoruz.. Evet dünya bizim için var. Yapacağız tabikide her şeyi yoksa neden geldik ki dünyaya değil mi..?

Dünyaya gerçekten dünyada var olan her şeyi dibine kadar yaşamak için mi geldik..? Hem en dibe en rezile batıp hem de en güzele en değerliye ulaşmak için mi geldik..? Yoksa kendimizi bulmaya mı..?

Sahi kimiz biz aslında..? Kime göre ve neye göre biziz ya da ..? Gerçekten biliyor muyuz kendimizi karşımızdakileri merak edip araştırdığımız kadar.. Gerçekten yaşıyor muyuz yaşamamız gerekenleri ya da sadece bizim hatamızla olanlar ve olacaklar.. Dönüp kendimize bakmadığımız gelip geçici olduğumuzu bilmediğimiz için mi korkuyoruz bilinmezlikten.. Bu yüzden mi her şeyi, herkesi, her yeri öğrenmek istiyoruz.. 

Kendimizi öğrenmeden karşımızdakini öğrenmenin ne faydası var ki. Kendimizi anlamadan karşımızdakini yargılamak adil mi ki hiç akla gelmeyen yargılamalar yapıyoruz.. Kimin ikinci yüzünü biliyoruz ki.. Kime tamamen güvenip ikinci yüzümüzü gösteriyoruz.. Kime koşulsuzca kendimizi emanet edebiliyoruz..

Kendimizi bile bilmezken herkes sadece herkestir kendi hayatımızda.. Ama atlanılan bi nokta var burda..

Sen nasılsan karşındakide sendir aslında..

7 Ekim 2015 Çarşamba

ÖZGÜRLÜĞE...

Köleymişim aslında yıllardır.. Vicdanımın,iç sesimin belki de insanlara olan bakış açımın kölesi.. Ama ne olursa olsun köleymişim..

Hep insanların iyiliği hep onların mutluluğu öncelikti hayatımda.. Sonra tam da hayatımın merkezini oluşturan bu felsefeye uyan bir bölüme geldim üniversitede “Sosyal Hizmet bölümüne”.. Üniversitenin bu duygumu daha da harlaması gerekti değil mi..? Öyle olmadı ama.. Üniversite hayatım tam anlamıyla tüm bu duygu  sarmalımı paramparça etti.. Hayat felsefemin tam aksi yönde ilerletti beni.. Neden mi..?

Çünkü ben üniversitede öğrendim insanların aslında ırklarına inançlarına ne kadar körü körü bağlı olup “Kendilerinden Olmayanı” nasıl dışladıklarını..

Çünkü ben üniversitede gördüm ilk defa  birinin dış görünüşünün ne kadar önemli olduğunu ve insanlar için türbanın ne kadar korkutucu olduğunu.. Ki merak ediyorum aslında beni ilk kez görenler eğer açık görse idi ne değişecekti. Bende ne eksilecekdi ya da ne fazlalaşacaktı..

Çünkü ben üniversitede gördüm sen insanlara ne verirsen ver hep daha fazlasını isterler senden..

 Önemli olan senin onlara verdiğin değer değildir.. Önemli olan senin onlara istediklerinden ne kadar  fazla verdiğindir.

Çünkü ben üniversitede öğrendim “Yok ya asla yapmaz” dediğin insanların tam olarak da yapmaz dediğini fazlası ile nasıl yaptığını..

Şimdi diyeceksiniz ki hiç mi iyi,güzel bir şey öğrenmedin..Tabi ki de öğrendim..

Gerçek bir dost bulduğunda saatlerce deniz kenarında konuşmadan oturmanın aslında milyonlarca kelimeye bedel olduğunu öğrendim..

Kardeş kavramını biyolojik tanımından çıkarabilen kişilerin varlığını öğrendim..
Sen “ İyiyim” dediğinde bile aslında “İyi değilim sana ihtiyacım var” cümlesini ta derinlerinden hisseden ve senin için senden fazla uğraşan kişilerin olabileceğini öğrendim..

Yani kısacası aslında hem çok şey kaybettim hem de çok şey kazandım.. Kaybettiklerim bana aslında hayatımda ne kadar fazla olduklarını kazandıklarım ise hayatımda olmalarına ne kadar ihtiyacım olduğunu gösterdi.. Ve iyi ki de gösterdiler..

Ben artık bir köle değilim.. Özgürlüğüm kendi avuçlarımda artık..Artık insanların kendi hatalarının bedelini ödemesi gerektiğini ve ben ne yaparsam yapayım değişmeyeceklerini öğrendim.. Bu yüzden vazgeçtim onlardan..  İnsanların yüklerini yüklenmiyorum artık.. Biliyorum ki hep benden daha fazlasını isteyecekler.. Hatta gün gelecek yüklerinin sorumlusu olarak beni tutacaklar..

Vee artık insanların “Şöyle yaparsam ne derler” ya da “Şunu dersem kırılırlar mı” gibi tepkilerini merak etmiyorum.. Artık kendi hayatımın merkezinde kendim varım ve artık sadece düşünmem gerekenleri düşüneceğim..Kısacası:

                  Ne bi eksik ne de bi fazlasını sadece yeteri kadarını..

28 Ağustos 2015 Cuma

Şeytan mı, Melek mi yoksa Araf mı..?

Şeytan mı olmalı bu hayatta  yoksa melek mi..? Ya da, ya da aslında her insan biraz şeytan biraz melek mi..?

Hayatta herkes bir şeyleri sorgular. Bende bu soruyu sorguluyorum kendimi bildim bileli. Lakin halen bi cevap arıyorum kendi kendime. Tam bi karara varacakken hayat bana bi şey daha gösteriyor ve tam tersi düşünceler hücım ediyor beynime.. 

Tamam diyorum bu hayatta melek olmalı insan. Hayatın güzelliklerinin farkına bir tek melek olarak varılabilir. Bi tek melek olarak mutlu olunabilir. Sonra bi bakıyorum mutluluk yön değiştirmiş şeytanlar aleminde.

Aradan zaman geçiyor.. Bu defa şeytan olmalı hayatta diyorum.. Kötülüklerle mutlu olunuyor çünkü. Kötü insanlar hep daha mutlu oluyor. Ama tam o anda öyle bir şey oluyor ki her şey gene tepe taklak oluveriyor. Ve beynimin girdapları gene hata veriyor.

İnsan arafta kalıyor kısacası. Melek olsan sen kırılıyorsun Şeytan olsan sen kırıyorsun.. Lakin bi yerde gene mutsuz sen oluyorsun. Peki çözüm ne..? Ya da cevap hangisi..?Bu hayat hengisini tutuyor hangisini dışlıyor..?

Acaba taraf tutmamak mı gerek..? Yani biraz şeytan biraz melek mi olmak gerek..? Hayatın akışında melek olup zamanı geldiğinde şeytanlaşmak mı gerek..? Hayat bizi buna mı mecbur kılıyor yani.?

Peki buda iki yüzlülük kategorisine girmez mi bi nevi..Kendi çıkarların ön plana geldiğinde şeytanlaşmak etrafındakilere ve karakterine zarar verip leke sürmez mi yani..? Sonra arkana dönüp baktığında utanmaz mısın kendinden ve bıraktığın kirli lekelerden.. Geçmişi gerçekten geçmişte bırakıp her güne yeni bi sayfayla başlayabilir misin..? Ya da geçmişi her gün peşine takıp sürükler misin..?

İşte halen bu sorulara cevaplar arayan biriyim.. Her gün aynı sorularla hayata başlayıp her gün hangisi olduğumu yada hangisi olmam gerektiğini defalarca sorup bu yüzden hayatın akışına katılamayan ve sırf bu yüzden hayatta çok ama çok şey kaçıran biriyim.. Ve buda benim her gün geçmişime eklenip ertesi gün peşimden gelen geçmişimden sadece bi tanesi olmakta.. Kısacası ben buyum..

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Uyulmayan Dersler..

O gün geçmişe dönmüştü Bilge Kişi. Kendine gelen küçük kızı ve sorduğu soruları tekrar tekrar canlandırmıştı kafasında..

-Mutluluk için gerçekten onu hak etmek mi gerek, diye sormuştu küçük kız. Önce susmak istedim küçük kızın hayal dünyasına kasırgaları bırakmamak için. Ama yapamadım. Gerçek dünyanın varlığını tanıması gerekiyordu küçük kızın. Ardından başladım anlatmaya mutluluğu..

-Mutluluk kendine bakınca aklından geçenlerdir aslında. Ama sen onları göremez, duyamaz hatta ve hatta anlayamazsın. Çünkü insan denen varlık mutluluğunun kendinde değil de hep başkalarında olduğunu sanır. Ona göre başkasının onun hakkında düşündükleri gerçekten önemlidir ve aslında önemli olanda kendin olmak değil karşı tarafın istediği olmaktır. 
Bu yüzden hep dış görünüşüne önem verir. Etrafında hep onu öven insanlar olsun ister. Her zaman o önde olsun hep en iyi kendi olsun ister. İstediğini de elde eder kendini mutlu zanneder. Aradan zaman geçer ve etrafındakiler birer birer onu terk eder. Hayatından çıkan her insan onun mutluluğuna bir darbe daha ekler. Ve bir bakar ki tek başına mutsuzluk deryalarında. Elinde avucunda kalan sahte bir kaç hatıra.
Halbuki gerçek mutluluğu çok yakınında. 

Küçük kız şaşırmıştı bu sözlerime.Anlam verebilmek için uzun uzun düşündü kendi içinde. Ardından gözlerimin içine baktı ve

-Ama ben hiç bir şey anlamadım Bilge Kişi. Ne yani şimdi mutlu olmak için insan yalnız mı olmalı. Yani tek başına mı yaşamalı. Kimseyi sevmemeli mi yanı..?

-Hayır hayır. Yanlış anladın beni.. Elbette hayatında arkadaşların, dostların olacak. ama sen mutluluğunu onlara bağlamayacaksın. Çünkü onar seni değiştirir, incitir, kırar, döker ve sen bunların hiç birini farketmezsin taki onlar hayatından çıkana kadar. Onlar hayatından çıktıktan sonra yaşadığın mutlulukların sahteliğini fark eder ve daha da mutsuzluğa sürüklenirsin.

-Peki o zaman ne yapmalıyım ben şimdi.

-Kendini sevmelisin önce. İçindeki kendini bulmalı ve onun isteklerine kulak vermelisin. Dış dünyanın istediğini değil gerçek senin istediğini yapmalısın. Evet bazen hata yaparsın kendinden nefret edersin. O zaman şunu unutma ki sen insansın kusursuz bir varlık değilsin. Kendini affetmelisin ve yeni bir başlangıç yapmalısın. Mutluluğu kovalama. Mutluluk kovalandıkça kaçar ve sen tüm ömrün boyunca kovalayan olursun. 
Ha hayatına giren insanları iyi analiz etmelisin. Çünkü bazıları sırf kendi mutlulukları için seni ezip geçer ve kendi hatalarını sana yükler. Ardından sadece baka kalırsın. Kabullenemedikleri hataları senin suçun olur ve sen kendini affetmeye çalıştıkça onlar kendi hatalarını yeniden gün yüzüne çıkarır.

...

...

Bilge Kişi saatlerce bu hatırayı canlandırdı kafasında.. Sonra birden irkilerek kendine geldi ve acı bir tebessüm oluştu dudaklarında. aklından geçen ise sadece tek cümleydi aslında:

      Keşke, keşke verdiğim dersi kendim dinleseydim zamanında...

31 Temmuz 2015 Cuma

PAPATYA..

Papatya her zaman ki gibi güneşin doğuşu ile birlikte açmıştı gözlerini. Gördüğü kabusu unutmak için her gün yaptığı gibi mahalle halkını izlemeye başlamıştı. İşte Fırıncı Amca dönmüştü köşeden kaldırım taşlarını okşayan adımları ile fırınına gelip iyi dileklerle açmıştı fırınını. Her gün mahalle halkına en taze simit ve ekmekleri sunmak için herkesten önce güneşin eşsiz günaydını ile açardı dükkanını.

 Ardından Bakkal Amca görünmüştü mahallenin diğer ucundan. Herkes korkardı Bakkal Amcadan ama bir o kadar da severdi kendisini. Çok sert, katı ve delici bakışları vardı Bakkal Amcanın. Aslında pamuk gibi bir kalbi vardı ama dışarıya yansıtmayı kendine bir türlü yakıştıramazdı. Çocukların haylazlıklarına hep naralarıyla engel olurdu. Ama ardından yaşadığı pişmanlığı sadece Papatya görürdü.

Ve son olarak mahallenin Manavı açardı dükkanını. Her gün özenle parlatırdı meyvelerini ve sebzelerini. Bazen bonkörlüğü tutardı Manav Amcanın. Tüm çocuklara meyve dağıtırdı.

-"Gelin çocuklar gelin. Çok oynadınız,hak ettiniz bu meyveleri."derdi. Herkes Manav Amcanın cömertliğine hayran olurdu. Kimse bilmezdi çocukken yaşadığı yoksulluğu, çocukluğunu yaşayamayışını ve eziyeti.

Tüm bunların ardından mahalle sakinleri yavaş yavaş uyanmaya başlardı. Önce Ton Ton İsmail Amca uyanır, fırına ,kırk yıllık eşinin en sevdiği taze simitlerden almaya giderdi. İsmail Amca her sabah bunu kendine bir görev bilirdi. Çünkü eşi ne seviyorsa İsmail Amcada onu sevmeye çalışırdı. Bilirdi "Sevgi emekti, sabretmekti ve sırf sevdiğini mutlu etmek için onun sevdiği şeyleri sevmekti.".

Mahalle her sabah bu şekilde canlanırdı. Papatya her sabah tüm mahalleliyi izler ve insanların mutluluğu ile mutlu olur daha bir canlı açardı.

Ve işte Hayal Hanım geliyordu. Hayal Hanım Papatyanın ev sahibesiydi. Her sabah uyanır uyanmaz cam kenarına gelir, camı açar ve hem papatyaya güzel sözler söyler hem de güneşin sıcaklığı ile esen rüzgarın teninde oluşturduğu hoş esintinin tadını çıkarırdı. Hayal Hanım ismi gibi trilyonlarca hayale sahip biriydi. Her gün Papatyaya ayrı bir hayalini anlatırdı. Papatyada Hayal Hanımın hayalini kendi hayaliymişçesine kendi küçük dünyasında tekrar tekrar canlandırırdı. Taki Hayal Hanım başka bir hayalini anlatmaya başlayıncaya kadar.

Hayal Hanım pencerenin kenarına gelip camı açtı ve rüzgarın eşliğinde Papatyaya hayalini anlatmaya başladı.

-Bak bugünde çok güzel bir gün olacak. Biliyor musun Papatyam artık yeni bir eve taşınacağız. Orda daha güzel bir pencerenin önünde olacaksın ve güneşe daha çok merhaba deyip daha da canlanacaksın. Evimiz o kadar yüksek ki tam olarak apartmanın 12.katı. Papatya donup kalmıştı.Hayatı boyunca hiç o kadar yüksek bir yer hayal etmemişti. Şimdi ki evi sadece 2.kattaydı ve bu durumdan bile memnun değildi. Çünkü sevdalısından topraktan uzaktı. Peki taşınınca ne olacaktı. Papatya hüzünlenmeye başlamıştı. Hayal Hanım ise heyecanlı heyecanlı anlatmaya devam ediyordu. Evimiz o kadar büyük ki kocaman bir balkonu var. Tüm balkon senin olacak. Güneş tam karşında olacak ve uzun uzun sohbet edebileceksin. Hem orası daha sessiz olacak. Buradaki gibi her yerden çocuk sesleri gelmeyecek. Papatya artık dehşete kapılmıştı.

-Ne çocuk sesi olmayacak mı?  Hayal Hanım sanki Papatyanın sesini duyarcasına cevap verdi.

-Evet.Doğru duydun. Artık gürültü olmayacak.

Papatya  hala olanlara anlam veremiyordu. Bunları söyleyen gerçekten Hayal Hanım mıydı. Halbuki çocuk sesi Papatyayı hayata bağlayan, hayatta hala yaşamak için, güzel günler için bir umut olduğunu gösteren tek nedendi. Hayal Hanım yokken ona eşlik eden sadece çocukların hoş kahkahalarıydı. Onlar olmadan nasıl yaşardı. Papatya kara kara düşünmeye başladı. Tüm neşesi kaçmıştı.

Halbuki Hayal Hanım anlatmaya devam etti. Ama artık Papatya onu duymuyordu. Kendi  derdine düşmüştü. Hayal Hanım uzun uzun anlattıktan sonra kahvaltısını yaptı ve evden ayrıldı. Papatya için artık hiç bir şeyin anlamı kalmamıştı. HAyat okyanusunun mutsuzluk limanına demirlenmişti.

...

Günler geçiyor Hayal Hanım evini toplamaya başlamıştı. Tek tek tüm eşyalar ve anılar toplanıyordu artık. Ev gittikçe boşalıyordu. Hayal Hanım hepsini yeni evindeki mutlu günleri hayal ederek özenle toplarken Papatya ise o günleri düşündükçe daha bir soluyor ve yapraklarını döküyordu. Hayal Hanım bu duruma şaşırıyor ve bir anlam veremiyordu. Çünkü Papatyasına çok uzun zamandır bakıyordu ve hiç bir zaman solduğunu görmemişti. Papatya böyle zamanlarda hep aynı şeyleri söylüyor ama malesef Hayal Hanım kendisini duymuyordu.

...

Ve sonunda o gün geldi. Evin önüne eşyaları taşıyacak olan kamyon gelmişti bile. Hayal Hanım son kez eşyalarını kontrol ederken kapı çaldı. İçeriye Hayal Hanımın canından çok sevdiği kardeşi gelmişti. Tek tek toplanan eşyaları inceledi. Gözü son olarak Papatyada takılı kaldı. Şaşkınlığını saklayamadı. Papatyanın bu hali onu hem çok üzmüş hem de şaşırmasına neden olmuştu. Hayal Hanıma dönerek:

-Abla, bu Papatyaya ne oldu böyle. Tüm yaprakları solmuş, kurumuş. Etrafa güzellik saçan çiçeklerinden eser kalmamış. Ne yaptın ona böyle. dedi. Hayal Hanım ise Papatyaya hiç bir şey yapmadığını onun bakımını aksatmadığını anlatmaya çalışıyordu. Ama kardeşi anlam veremiyordu. O Papatya onlar için çok önemliydi ve artık neredeyse hiç bir değeri kalmamıştı. ,

Oturup düşünmeye başladılar. Artık eski haline gelemeyeceğini düşünüp atmaya karar verdiler. İki kardeş göz yaşları içinde Papatyaya bakarak hem anılarını hatırladı hem de Papatyayı çöp konteynırına götürdü. Annelerinin bahçelerinde Papatyayı sevişi geldi akıllarına. Papatyaya yavrusuymuş gibi davranması, okşaması.. Annelerinden onlara kalan son yadigarda kuruyup gitmişti ve onları terk etmişti.

Aradan zaman geçti. Hayal Hanım yeni evine taşındı. Her şey yerli yerindeydi. Bir tek Papatyanın yeri boştu. Hayal Hanım Papatyanın neden kuruduğuna bir türlü anlam veremiyordu.Bir gece rüyasında annesini gördü. Elinde Papatyası vardı. Hem de en güzel haliyle.Hayal Hanım annesine özürler sunmaya başladı.

-Anneciğim, Papatyana çok iyi baktım. Onu hiç ihmal etmedim. Ama o kurudu gitti. Nedenini hiç anlayamadım. Hayal Hanım sürekli bu şekilde cümleler kuruyordu. Sonunda Annesi konuşmaya başladı.

-Hayalim, Canım Kızım. ben senin adını hep hayallerin olsun ve hep hayallerinin peşinden koş diye Hayal koydum. Sen hep adına yaraşır bir şekilde yaşadın. ama ben sana bir şeyi öğretmeyi unuttum. Hayal Hanım bu cümleler karşısında  şaşırmıştı. Çünkü Annesinin ona hayatı boyunca karşılaşacağı her şey için bir şey öğrettiğini düşünmüştü. Hayal Hanım bunları düşünmeye devam ederken annesi de konuşmasına devam etti.

-Hayattaki hangi canlıyla karşılaşırsan karşılaş, onları kendi çevrelerinden, anılarından koparma. Senin nasıl kendine özgü yeteneklerin, istekleri ve gereksinimlerin varsa o canlının da aynı şekilde istekli vardır. Sakın çevrendekileri sana göre değiştirmeye kalkma. Ben bu Papatyaya bahçemde bakıyordum. Çünkü onun sevdalıları toprak ve güneşti. Sense onu bir saksıya aldın. Papatya önceleri hüzünlendi ama sevginle katlandı saksıya. Ardından kendi hayalini anlatmaya başladın ama Papatyayı dinlemedin. Onu artık hayattaki her şeyinden koparıyordu. Papatyada dayanamadı ve kurudu sonunda.Ve son olarak Hayalim sakın unutma "Yaşamdaki her şey sana göre şekillenmez şekillenemez. Sen doğanın kanunlarını bozamazsın  ve canlılara sadece kendi pencerenden bakamazsın..
Bu sözlerin ardından Hayal Hanım uyandı. Ve hayatına artık yepyeni bir sayfayla anne tavsiyesi ile devam etmeye karar verdi.

28 Temmuz 2015 Salı

Asırlık Hayat..

Asırlık bi çınar ağacıydı. Yılların verdiği yorgunluklar her yıl ondan güzelliğini alıp götürmüştü. Artık eskisi gibi her ilkbaharda ona renk katıp her sonbaharda da onu her şey gibi terk eden yapraklarını dallarına konduramıyordu. Çünkü artık sevilmiyordu.


Önünden geçen her insan ona bi ucube misali bakıp artık kesilmesi gerektiğini çınar ağacı duymuyormuşcasına defalarca tekrar ediyordu. Kimse çınar ağacının derdini sormuyor ona yardım elini uzatmıyordu. Seneler önce gölgesinde dinlenen sonbaharda dökülen yapraklarının altında dans eden insanlar bile onun gerçek güzelliğini unutmuş ve ona sadece bi ağaç parçası muamelesi yapmaya başlamıştı..

Halbuki onun tek ihtiyacı sevgiydi, ilgiydi. Onu dinleyecek neden bu hale geldiğini soracak birileri. Oysa ki Çınar ağacı o kadar çok şey görüp o kadar çok şey yaşamıştı ki her insanın kalbine dokunabilir her insanın derdine deva olabilirdi.

Bazen  iki sevgilinin birbirlerine şiirler okumasına şahit olmuş bazense en şiddetli kavgaların arasında kalmıştı. Bazen yalnız bi insanın yalnızlığıyla dertlenmiş bazense en derin aşıkların baş harflerini bağrına kazımıştı.

Şimdi ise çirkin, işe yaramaz bir ağaç olarak görülüyordu. 

Ama onun inancı tamdı. Bir gün öyle biri gelecekti ki asırlardır gördüğü ve onu sevdiklerine inandığı onu kandıran diğer tüm insanların aksine onu gerçekten sevecekti. Buna inanıyordu. Evet artık eskisi gibi ilkbaharda renklenemiyor sonbaharda insanların hüzünlerini dökemiyordu. Ama birazcık sevgi görse eski haline dönecek ve herkese aslını gösterecekti. Her gün bu inançla güneşin doğuşunu izliyor ve her gün bu inaçla güneşin batışını seyrediyordu.

Ve bir gün evet bir gün bi yabancı sokuldu gövdesine. Çınar ağacı şaşkındı.. Senelerdir kimse ona bu şekilde yaklaşmamıştı. Sessizce yabancıyı izledi. Yabancı Çınar ağacını yavaş yavaş okşuyor ve tüm kabuklarının dokusunu hissediyordu. Çınar ağacı "Tamam" dedi işte o bekledğim gün geldi. Artık bu yabancının sevgisi beni iyileştirecek dedi. 

Yabancı uzun uzun izledi Çınar ağacını, Çınar ağacı da yabancıyı. Yabancı sessizce oturdu Çınar ağacının yamacına va başladı hayaller ülkesindeki yolculuğuna. Çınar ağacı da kendi hayaller diyarında. Çınar ağacı o kadar dalmıştı ki hayaller diyarına yabancıyı da ekleyiverdi bu hayaller rüzgarına. Yabancının kurduğu hayaller yüzünde tebessümler oluşturdukça Çınar ağacı daha da bi bağlandı yabancıya. Çünkü Çınar ağacına göre tebessümün nedeni yabancının kendine olan sevgisiydi aslında. Yabancı tebessüm etti Çınar ağacı daha da sokuldu yabancıya, Yabancı bidaha tebessüm etti Çınar ağacı kördüğüm oldu yabancının  yanında.Ve Yabancının yüzü Çınar ağacının hafızasına öyle bi kazındı ki kesip parçalasalar silinmezdi bidaha.

Yabancı son kez baktı asırlık Çınar ağacına ve gitti. Ama Çınar ağacı hiç üzülmedi. Çünkü kalbi safdı, temizdi, kötülükten nasibini almamıştı ve yabancının ertesi gün geleceğini tüm kalbiyle hissetmişti. Evet hissetmişti ama yanlış hissetmişti..

Ertesi gün oldu. Çınar ağacı güneşe teşekkürlerini iletip yabancıyı beklemeye başladı. Uzaklara daldı, hayaller kurup hayaller yıktı. En sonunda yabancı göründü uzaktan. Çınar ağacının kalbi duracak gibiydi tüm dalları tir tir titriyor yeniden yaprak açacakları günü bekliyorlardı. Yabancı yavaş yavaş yaklaştı Çınar ağacına.. Ama oda neydi. Yabancı ve yanında baltası. Evet evet baltası..Çınar ağacı o an anladı. 



"Dünyadaki tüm sevgiler birer çıkar çemberiydi ve Dünya denen gezegen sevgiyi hissetmekten o kadar acizdi..

Çünkü Dünyanın Kendisi İnsan Denen Saf Sevgiyi Bilmeyen Varlıkların Alemiydi"


8 Temmuz 2015 Çarşamba

"İnsan bazen bi defteri kapatıp diğerine geçebilmeli..

"İnsan bazen bi defteri kapatıp diğerine geçebilmeli..

Kapatılan defter ister yarım olsun isterse daha kapağı yeni açılmış olsun eğer acı vermeye başlamışsa insan zincirlerini kırıp kapatmalı o defteri en temiz sayfalarına en iyi belki de en kötü anılarını yazmadan kapatabilmeli..

İnsan açılan her defterin hayatında bir dönüm noktası olduğunu anlamalı.. Anlamalı ki defterin sayfaları öfkelerle kızgınlıklarla ve kırgınlıklarla dolmadan kapanabileceği en temiz halinde kapanabilsin.. Kapanabilsin ki hayatta yeni bir yola yeni bir çağa ulaşabilsin.. "

İşte tam da bu satırları yazıyordu kız hayatındaki en önemli kararlardan birini almak üzere iken. Hayatında daha yeni açtığı belki d daha açmak üzere olduğu defteri kapatma kararını aldığından beri zihni sürekli bu sesleri fısıldıyordu kulağına.. Günlerce düşündü, gecelerce çabaladı başka bir yol bulabilmek için. Lakin hayat çizgisini değiştirebileceği başka bir yol yoktu.. Hayatında olmasını istediği bazı şeyler için hayatında olan bazı şeylerden feragat etmek zorundaydı..Bunu biliyordu. Aynı anda sahip olamayacağı şeyler istiyor ve bunun için kendine fazlasıyla kızıyordu..

Hayatında mevcut olan şeyler alışkanlıktı artık onun için.. Hayatında olmasını istediği şeyler ise ona başta sadece bi hayalden ibaret geliyor ve onu alışkanlıklarına kördüğüm misali bağlıyordu..

Tam da bu düşünceler içerisinde iken hayatı birden değişmeye başladı.. Artık ufku eskisi gibi dar değildi. Artık denizler ötesini görebiliyordu.. Ve yapması gerekenin hayatındaki alışkanlıklar defterini kapatıp denizler ötesi için yepyeni bi defter açmak olduğunu en derininde hissediyordu..

Ardından yazmaya başladı delicesine anlamlı anlamsız, gerekli ya da gereksiz her şeyi yazmaya başladı.. Yazdıkça hayatındaki defteri kapatacak gücünün arttığını hissetti..

Ve son olarak "İnsan bazen bi defteri kapatıp diğerine geçebilmeli" cümlesini bir kalemde hayatına geçirip kendi miladını kendi belirledi..

19 Haziran 2015 Cuma

Zamansız Gelen..

Ansızın biri girer hayatına. Adı konmamış bir şey vardır arada. Zaman hesabı yapmadığın, ne konuştuğunun anlamı olmadığı bir evrene geçersin onunla. Her şey değişir birden hayatında. Onun varlığı ayrı bir güç verir sana. Sanki evrendeki tüm güçlükleri tek başına kaldırabilirmişsin gibi hissedersin. İçine sorsan söylemez sana ne olduğunu hep bi ikilemde bırakır seni.

Önce biliyorum ne olduğunu telaş etme endişeye gerek yok ki sadece AŞK bu der.

Ardından başlar endişeler yumağını bir bir sıralamaya. Hem de öyle bir sıralar ki ilk söylediği sözleri unutturur bir çırpıda.


  • Ya o sevmiyorsa seni
  • Ya başka birini seviyorsa
  • Bence git söyle hislerini ona
  • Yok ya nereye söylüyorsun sus aman sakın ha
  • Söylesen ne değişecek ki 
  • Ama bak sen acı çekiyorsun böyle olmuyor ki..
  • ...

İçin bu listeyi o kadar uzatır ki. Aynı anda trilyonlarca neden geçirir aklından. Ama kimse dikkat etmez burdaki ayrıntıya . İçinin sana söyledikleri aklınadır aslında. Eğer aklına mantıklı gelirse kabul ettirir sana. Ama o kadar fazla ayrıntıya bakar ki karşındaki en mükemmel insanda olsa kusurlar listesini sıralar bi anda. 

Mesela tamam iyi insan ama anlaşamazsınız ki siz der. Bırak ya olmaz yani onunla kesinlikle olmaz cümleleri sıralanır ardı ardına.

O kadar boğar ki seni bu düşünceler kaçırırsın onca güzelliği bu arada. Mantık bazen yanıltır insanı bu dünyada..
Bu yüzden bi denge kurmalı insan iç dünyasında.. Bir tarafta akıl bir tarafta duygu olmalı.. Olmalı ki yaşanılan her şey daha bir anlam bulmalı insanın dünyasında..

18 Haziran 2015 Perşembe

Son..


Yaşayacağı son gündü..Bundan habersizce en güzel merhabasını sundu yeni güne..Tavanındaki lekeleri ilk defa takılmadı gözüne.. Günün ilk ışıklarını izledi penceresinin önünde..

Aslında hemen hemen her gün yaptığı eylemlerdi her biride.. Ve bir şey daha var dı yaptığı hayatının her gününde.. "Her gece kapı önüne o gün yapmadığı ve ertelediği pişmanlıklar girdabına güç katacak bir pişmanlık daha eklemek".. 

Yaşıyordu hayatını sürekli sonsuzluk evrenine sahipmişcesine.. Her gün gününe en güzel şekilde başlayıp bitiriyordu en mükemmel şekilde KENDİNCE..

Her gün kendisine bir ertelenmişlik daha ekliyordu..Üstelik sadece kendine de değil..Yaşadığı kentin her sokağına her caddesine hatta  adım attığı her yere.. 

Etrafına sorsanız düşünmez kimse bu şekilde.. Ama biliyor kendi tüm gerçeği içten içe.. O kadar korkak ki sıra hayallerine gelince.. Yapmak isteyipte cesaret edemediği o kadar çok dönüm noktası var ki kapı önünde.. Ne gitmek istediği yerlere gidebildi bu güne kadar ne de sevdğini söyleyebildi senelerdir sevdiği biriciğine..

Ama bugün başka onun için bugün kararlı kendince.. Bugün gidip söyleyecek her şeyi biriciğine..Ardından hayallerini bir bir gerçekleştirecek bir bir ve katacak hepsini hayatının en güzel köşesine..

Lakin atladı kaderin planını tüm bu planlarının içinde..Artık kalmadı ki zamanı bunları gerçekleştirebilse..Bu gün son durak son zaman son liman onun için..

"Artık gelmeyecek ne yeni bir zaman ne de yeni bir liman Ne Kadar Beklese de.."

15 Haziran 2015 Pazartesi

Birisi..


Hayatının yarısını düşler aleminde yaşayan biriydi. Yaşadığı her günü "Yaşadığım" ve "Yaşayabileceğim/Yaşamak İstediğim" diye ikiye ayıran biri.. Yaşadığı hayata çok önem vermezdi.. Sonuçta yaşıyorum mantığını kendine hayat felsefesi olarak edinir ve yaşayabileceği ya da yaşamak istediği aleme yani rüyalarına yönelirdi.. 

Her gün bi adım daha ileriye gider ve her gün bi adım daha ötesini yaşardı.. Diğer insanlar mantıklarıyla her gün rasyonel hayatlarına yön vermeye çalışırken kendilerine göre irrasyonel kararlar alan arkadaşlarına alaycı tavırlar takınır ve onu kendi aralarında gülme nedeni ilan ederlerdi..

O ise hiçbirine kulak asmaz kendi doğru çizgisinde kendinin ve evrenin doğruları paralelinde hareket ederdi.. Onun için öncelik diğerlerinin ki ile hiçbir zaman aynı olmamıştı.. Diğerleri sadece "Şu Anı/Şimdiyi" Ya da tam tersi sadece "Geleceği" düşünüp ona göre hareket ederken o "Hem Şu Anı Hem de Geleceği" ele alırdı.. 

Etrafındakileri cümleleri ile değil davranışları ile inceler ve hayatına bu davranışlar çerçevesinde arkadaş kalıbında kişiler alırdı..

Bir gün biri ile karşılaştı.. Rüyalar aleminde hiç görmediği belki de görmek isteyipte göremediği biri ile.. Hayatına yön vermeyi geç hayatını yaşamayı bile unuttu.. rüyalar alemine sadece onu daha fazla görmek için dalıyor reel hayata ise sadece onu görmek için dönüyordu.. Etrafındaki herkes onun bu hallerine şaşkın ve bi o kadar da endişe içinde bakıyordu.. Çünkü o artık evrenin dengelerini görmezden gelerek kendine göre yeni bir düzen kurmaya çalışıyordu.. Evrenin merkezini hayatının merkezi sandığı  kişiye göre düzenlemeye çalışıyor ve günlerini bunun için geçiriyordu..

Hayatında o kadar çok şey değişmişti ki geriye dönmek istese artık onun için "Geri" diye bi kavram bile kalmamıştı.. 

Veee Bir Gün Ansızın Uyandı Gerçek ve Rüya Arasındaki Araftan.. Etrafında sadece kendi vardı sadece kendi.. Onun için artık ne Geçmiş vardı ne de "Gelecek"..

24 Mayıs 2015 Pazar

Klişe Hayatlar

Modern zamanlardayız değil mi..?Herkesin büyük bi övgüyle yaşadığı modern hayatlarda..
Evet size göre modern hayatlar yaşıyor olabiliriz.. Bence ise tamamen Klişe Hayatlar sarmalında yalanlar sıralarız birbirimize.. Arkamıza dönüp baktığımızda hep keşkelerimiz olur Monotonluk Gişelerimizde..

Keşke şuraya gitmeseydim. Ya da yok yok keşke buraya değilde oraya gitseydim..
Keşke bunu almasaydım.. Yok ama ya neden diğerini almadım ki..
Keşke sussaydım.. Yok canım saçmalama sen haklısın neden susacaksın ki ama keşke bunları söylemeseydin..
Ve keşke ona inanmasaydım"lı milyarlarca cümle bırakırız her gün geçmişimize..

Her gün klişe arkadaşlıklarımıza toz kondurmaz ve artık anlamını karşılamayan kelimeler kullanırız birbirimize:
Can dostum
Kankam
Kardeşim ve vesaire..

Her gün klişe aşklar yaşarız yanımızdaki sanki herkesmişcesine:
Aşkım
Bitanem
Canım
Cicim
Bebeğim ve vesaire..

Ne var ki artık bize ait sadece.. Her şey ama her şey modern hayatınızın ortaklık sözleşmesinde.. Her alan, her cümle, her kelime...

Gerçekten sadece kendine ait hissettiğin ne var ki sende.. Sadece ben kullanırım bunu dediğin ya da sadece ben biliyorum bu kelimeyi ben söylerim diye düşündüğün.. Yok bence..


Neden mi..?Çünkü Herkes aslında Herkes için Herkeslerde..

22 Mayıs 2015 Cuma

Rüyalar Gerçeği..

İnsan rüyalarında yaşarmış..
Bazen kuş misali uçar bazense en korkulu gerçeğinden kaçarmış..
Günlük hayatın endişesinden kaçar zihnindeki cenneti yaşarmış..
En güzel gününün sonunda aslında en korktuğu acıyı kabuslarıyla yaşar..
Her gün ayrı rüyalara dalar zihininin gizli dehlizlerinde dolaşırmış..
Bazen hiç tanımadığı insanı hayatının olmazsa olmazı olarak görür,
Bazense gerçek hayatının olmazsa olmazını bir hiç olarak tanırmış..
Yapmak isteyipte yapamadıklarını hayaller eşliğinde rüyasına aktarır,
Yapmak istemeyipte yaptıklarını hayaller eşliğinde rüyalarında silermiş..

Ama kimse aslında rüyalarının ne demek istediğini anlamazmış.. 
Tıpkı bizim gibi, herkes gibi...


Rüyalar hep insanlara gerçekte olmasını umut ettikleri şeyleri gösterir.. Bazen zenginlik, bazen başarı bazen de acıdır bu..
Rüyalar aslında insanların gerçek benliğidir.. İnsanlar her ne kadar kendi benliklerinden kaçsa da..
"Rüyalar insanlara her sabah aslında kim olduklarını ve aslında kim olabileceklerini hatırlatır.."
Bu yüzden her gece ısrarla bıkmadan kendilerini hatırlatır rüyalar..
Tek istekleri ise evrende var olması kendilerine önem veren insanlar..!

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Kendi Kendime..

Her insan zaman zaman sorgular mı kendini..? Ben neyim ya da kimim diye.. Ben sorguluyorum ama zaman zaman değil her zaman.. Bazen boğarcasına soru yağmuruna tutuyor kendim kendimi.. Ardı arkası kesilmeyen cevapsız sorular yığılıyor önüme.. Aslında hepsinin bi cevabı var da bu cevapları kaldırabilecek cesaret yok galiba bende..

Cevabını bildiğim soruları sırf hayatımda bi yer etmesinler diye cevaplamaktan kaçıyorum hemde olanca bi hızla.. Nereye kadar gider bilmiyorum ne kadar gider onu da bilmiyorum.. Ama bi şeyi çok iyi biliyorum bi gün öyle bi soru gelecek  ve öyle bi engel çıkacak ki karşıma durduracak beni sert bi toslama..

Lakin şu an cevaplasam daha kötü şeyler olacak hayatımda.. Ummadığım darbeler alacağım ardı ardına.. Çünkü hepimiz yalan söylüyoruz etrafımıza.. Bazen birini kaybetmemek için bazen de biri kırılmasın diye gerçeklerimizi saklıyoruz aklımıza..

Bense kendimi kaçırmamak için yalanlar söylüyorum ruhuma..Sanki ruhum bedenimin ve aklımın bi parçası değil de benden ayrı hareket eden bi parçaymışcasına..


27 Nisan 2015 Pazartesi

Fener Alayı Dünya..

Dünya bı fener alayı aslında.. Bizse  bu alayda ufacık ama upufacık bi parça.. Yaşıyor herkes kendi çapında.. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, berbat ya da fena.. Ama yaşıyoruz sonuçta..

Herkes fener alayında.. Ellerinde fenerleri yürüyorlar ışık saça saça.. Bazılarının feneri o kadar parlak ki aydınlığı yayılıyor etrafa..Herkes onlara bakıyor bi anda.. Etrafına ışık saçıyor içinde sevgi, tebessüm ve mutlulukla.. Onların olduğu yer hep sanki gün ışığında.. Herkes katılmak istiyor fener alayının o kısmına.. Ama kolay değil ki katılmak oraya.. Fenerinin ışığı saf olmalı var şartların en başında.. Saf olmalı ki sevgiyi,tebessümü ve mutluluğu taşıyabilmeli her yere ve her ana..


Lakin bazılarının feneri de o kadar cılız ki pür dikkat kesiliyorlar adımlarına...Milim milim ilerleyerek eşlik ediyorlar fener alayına..Kendi önlerine bakmaktan bakamıyorlar etraflarına.. Hep yakınıyorlar uğradıkları haksızlığa..İnanmışlar yerlerinin en ön ve en parlak fener olduğuna.. Halbuki bilmiyorlar kendilerinde hata.. Çünkü herkes kendi oluşturur fener ışığını bu alayda..

Bazıları sevmeyi bilir,değeri bilir,paylaşımı bilir artar ışığı alayda.. Bazıları bencildir hep kendi ışıkları için çabalar sonuç ise hep Fena..

Herkes aslında kendi oluşturur yerini bu hayatta ve bu alayda..


Gün ışığı gibi parlamakta senin elinde ufacık bi yıldız gibi kaybolmakta..Bunu sakın unutma..

22 Nisan 2015 Çarşamba

Hayallerin Peşinden Gitmek Bi Ankadır Aslında..

Aslında ne kadar da iddialı bi cümledir: "Hayallerinin Peşinden Git"..



Söyleyen için çok kolay söylenen için ise Anka Kuşunu bulmak kadar zor.. İnsanlar hep etrafındakilerin ne dediğine aldırma hayallerinin peşinden git der.. Evet zorluklar çekeceksin ama sonunda en mutlu sen olacaksın der..Hayallerini erteleyip keşkelerle dolu mutsuz bi hayat yaşayacağına hayallerin için çabala ve hayalini sadece bi saniye bile yaşayabilecek olsan dahi vazgeçme.. 

Bakın ne kadar kolay değil mi bunları söylemek.. Peki Anka Kuşunu bulmak ne kadar kolay sizce..?

Hayatınızın en zor şeyi Anka Kuşunuzu bulmak..Ya da Anka Kuşunuzu oluşturmak.. Neden mi..?

Çünkü Anka Kuşu için hayatınızın en değerli zamanlarını verirsiniz.. Hayatta asla yapmam dediğiniz şeyleri yaparsınız.. Gün gelir hiç düşünmediğiniz bi insana dönüşürsünüz..Duygularınızı mantığınıza esir olarak kendi ellerinizle teslim eder sonra yaşanması mümkünken yaşayamadığınız zamanlara yanarsınız..

Ki bunlar aslında Anka Kuşunun oluşumu için sadece yan etmenlerdir.. Asıl etmen tüm bunları yaparken gösterilen sabırdır..

İnsanın Anka Kuşu bazen ufukta gözüken bi iştir.. Bazen bi rütbeye rastlanır yolda ya da ne bileyim bi duygudur Anka.. Benze tıpkı aşka.. 

Bazen çok çabalarsınız ama Anka uzaktadır hala.. Benim Ankam çok ama çok uzaklarda..

Sizin ki nerde peki ya..?

15 Nisan 2015 Çarşamba

Hayatınızın Zakkum Çiçekleri


Dünya insanların yalanları üzerine kurulu hayatlar diyarıdır.. Dünyaya gözünü açan her insan yeni bir yalan ağacı diker toprağa ve başlar onu her gün kendi inandığı yalanlarıyla sulamaya.. İnsanın içinden hayır diye haykırıp dışına evet dediği ne varsa besin kaynağı olur  dikilen o ağaca..

Zaman geçer insan büyür yalanlar uzar gider.. Etrafında olmamasını istediği milyonlarca şey vardır insanın.. Ancak  sırf korkaklığı yüzünden yalanlarıyla avutur kendini ve istiyorum ben bunları hayatımda der.. Ağaç bu yalanlarla bi kat daha büyür gelişir..

Artık insan ve ağaç öyle bi bağla bağlanmıştır ki  insan sırf ağacı büyütmek için yalanlarına devam eder sanki.. Her gün farklı yalanlar ve farklı nedenler sunar kendine.. Sanır ki o yalanları ile ağaç bi gün en güzel meyvesine sunacak kendine.. Yalanlar arttıkça ağaç çiçek açar önce..Sonra meyveleri çıkar gün yüzüne.. İnsan o kadar sevinir ki hayran hayran bakar meyvelerin her birine.

Ve daha çok yalanlar sıralar ardı ardına kendine..

Gelinir en son meyveleri yeme gününe yani hayatın son demlerine.. İnsan yaklaşır şaheserine.. Özenle korkarak uzatır elini meyvenin birine.. Nazikçe koparır ve bakar her karesine.. Ardından tadına bakma sırası gelir ve işte o an ki insan her şeyini yitirmiştir birden bire..

Meyve ki baldan tatlı gözükür insanın gözüne halbuki zakkumdan daha acıdır meyve.. Bi an döner insan geçmişine ve özenle büyüttüğü yalanlar meyvesine..Ben ki ne için neleri feda etmişim der kendine..
Hayat yalanlarla güzelleştirilemeyecek kadar kıymetlidir en nihayetinde..Siz de bi an oturup düşünün bakalım:
               "Hayatınızın Bal Tadındaki Zakkum Çiçeklerini..

10 Nisan 2015 Cuma

Umut İşte..

Umut acı mı verir insana en umulmadık anda yoksa insan kendi yalanına kendi mi umut üretir bu dünyada..


Cevap verilesi zor bi soru bu aslında.. Nedeni ise apaçık ortada: İnsanlar kendi kendilerini kandırdıklarını kabullenemezler asla..Zaman geçer devran döner hayatlar gelir hayatlar gider ama insanoğlunun duygu ve düşünce dünyası kalır hep aynı konuda..

Hep bi umut vardır bi kenarda.. En zor zamanlarda insanın kendine bi dayanak aradığı anlarda birden ortaya çıkar en güzel endamıyla "UMUT"..

Bazen hiç olmayacak bi işe bel bağlar insan tüm umuduyla..
Bazen hiç alamayacağı bi eşyaya tutunur
Bazense niyet eder hiç ulaşamayacağı bi aşka..

Tüm bunlar hayatın hep farklı noktalarında.. Ama hep varolurlar aynı umutla..

Ha sakın yanlış anlamayın beni umut kötü değildir aslında..
Bakarsınız bel bağladığınız iş tutunur hayata inandığınız umudunuzla
Ya da çok istediğiniz o eşya bi bakmışsınız artık ellerinizin arasında
Niyet ettiğiniz aşksa yorum yapamam işte orda..

Her şeye rağmen daha güzel "Umutvari Bi Dünya"


7 Nisan 2015 Salı

Hayatın Tadını Çıkarmakla B.kunu Çıkarmak Arasındaki Fark :)

Hayat bize pek çok seçenek sunar.. Ve der ki:

-Ben sana bu seçenekleri sundum..Seçim senin..

Hayatın bize sunduğu seçenekler aslında aynı olayların sonucudur tek farkla biri hayatın tadını çıkararak yaşanır biri ise hayatın b.kunu çıkarmakla yaşanır.. Hayatlarımızda çoktur bunların örnekleri hemde ne çok..


Bazen an gelir günlerce evden çıkmaz delice kendini film izlemeye verirsin.. Tüm günün sadece film ve yemek arasında geçer.. :) Bu biraz hayatın b.kunu çıkarmaktır ama bazende hayatın tadını çıkarmak..

Bazen sabahlara kadar o şehir senin bu şehir benim gezersin ama elinde tek fırsat ve tek zaman vardır.. Bu hayatın tadını çıkarmaktır..

Bazen delice içersin sonucunun nereye varacağını bilmeden.. Sabah uyandığında ne oldu ya ne bu hal der ve kendinden tiksinirsin..Yani hayatın ve o gecenin b.kunu çıkarırsın..

Bazen aklına eser yağmurda çıkarsın deniz kenarına.. Denizde hırçındır kızgındır hayata sende.. Sonra denizin içindeki nefretle senin içindeki nefret birleşir denizin dalgalarıyla.. O an hayatın tadını çıkarmış olursun işte..

Bazen Aşkı seversin delicesine.. Sonra o aşkla anlamlar yüklersin birine.. Eğer sadece birine yüklersen o anlamları bu hayatın tadını çıkarmaktır.. Lakin bu anlamları o kalp senin bu kalp benim taşırsan bu hem hayatın hem de hayatta çok nadir rastlanan aşkın b.kunu çıkarmaktır..


İnsanlar genelde bu iki çizgi arasında mekik dokur.. Ama hayatın bizden istediği Hayatın, Hayatımızın, Anımızın tadını çıkarmak ve pişmanlıklar ütopyamızı yıkmaktır..

Hadi o zaman ne duruyoruz hayatın tadını çıkarmaya bakalım.. :)

5 Nisan 2015 Pazar

BELKİ..


Belki..İnsan hayatının neredeyse yarısı belkilerle geçiyor.. Dilde hep bi belki..
Mantığın imkansız diye evren ötesine çığlık attığı anlarda hep bi avuntu eseri kocaman dünyasıyla giriyor araya BELKİ..

İnsan kendini kaptırıyor o avuntu eserine hayallere dalıyor.. Sonra bi ara uyanır gibi olup arafta kalıyor.. Ardından tekrar belkinin büyülü dünyasında buluyor kendini..

Peki neden bunu yapıyor kendine..? İnanç mı, Umut mu ya da sadece bi şeye bağlanma duygusu mu..? Nedeni bilinmiyor ya da kişiye göre değişiyor.. İnsan bazen olmasını istediği şeyin imkansızlığına inanmak istemiyor bazende hayatn kıyısından dönmek istiyor..

Sonuçta hep aynı şeyle karşılaşıyor hayal aleminde takılı kaalıyor.. Tabi her durum için geçerli değil tabiki de ama çoğunluk böyle..

Ben de şu an bi "Belki" ütopyasının çıkmaz sokaklarında dolaşıyorum yoluma kaybetmeye yakın ama umuda çok yakınım.. Ve her güne aunı cümleyle başlıyorum "Belki bugün umudum olur"

31 Mart 2015 Salı

Burası Her Gün Ayrı Bi Canın Yandığı Yer TÜRKİYE.. :(

Burası Türkiye.. Evet  her gün hangi yeni saçmalığın yaşanacağının belli olmadığı yer.. Her gün acaba bugün hangi olay olacak ve hangi saçma nedenlerle olayla ilgisi olmayanların canı yanacak diye düşündüğümüz yer burası..

Bugün gene birinin canı yandı aslında birinin değil kocaman bi ailenin canı yandı.. Peki neden..? Beyni hunharca yıkanmış ve ne yaptığını düşünemeyen insan artığı kişilerin diğer insan artığı kişilerce aldıkları emirler yüzünden..

İnsanların körü körüne bağlılıkları ne kadar da acı sonuçlara gebe.. İnsan ki en yüce varlık olarak yaratıldı.. Dünya ayaklarının altına serildi.. Ama insan naptı bu dünyanın içine etti..

Ne yani  bi dava uğruna bu ülkeyi bölmenin kardeşi kardeşe vurdurmanın ne anlamı var ki.. O kadar indi aşağılara insan.. O  kadar mı reziliz artık.. Madem senin olayın Berkin Elvan o zaman neden babasına kulak vermedinde görevini yapmaya çalışan ve olayı yapmayan birinin kafasına sıktın.. Senin şerefin namusun bu kadar mı bu kadar azmı..? Gözle bile görülemeyen.. 

Osmanlı gibi bi geçmişe sahip olupta Türkiye gibi bi memlekette bulunupta halen ideolojiler çemberine sıkışmış bi ütopyada yaşamak ne kadar kolay geliyor insanlara.. Ha ama sonrada gelip kardeşlikten birlikten bahsediliyor..

Eğer ki İnsanların içine girip onlardan biri olup ardından onların ocaklarını başına yıkacak bi kardeşlikten bahsediyorsanız kusura bakmayın ben düşman olmaya razıyım...

26 Mart 2015 Perşembe

Edebiyatsal Girişimcilik :)



Hep bi umudu olmalı insanın 
Yeri geldiğinde ona tutunmalı
Hep en iyiyi düşünmeli insan
Hatta o kadar iyi olmalı ki Polyanna'yı bile kıskandırmalı
Kendi değerini bilip kendine kendi gibi davranmalı
Nasılsa o olmalı insanları dinleyip karadeliklere esir olmamalı
Yeri geldiğinde ağlamalı yeri geldiğinde susmalı
AMA yeri geldiğinde yapmalı tüm bunları
Hayatının güzelliğini bulmalı
Olumlu düşüncelerini uyandırıp olumsuz düşüncelerini Uyuyan Güzel misali uyutmalı
Keşfedebilmeli 

"Kendi Harikalar Diyarını"

Sokak sokak karış karış dolaşmalı
Hayatının kendine ait olduğunu anlamalı
Anlamalı ki "Mutluluğun peşinden koşmak yerine KENDİ MUTLULUK OLMALI"


22 Mart 2015 Pazar

Yorumsuzum..

Korkuyorum.. Hayatta yaşamak isteyipte kurduğum hayallere olmadık zamanlarda çelme takılmasından korkuyorumm.. Hayatta en mutlu olduğum anlarda birden hayal kırıklıklarımın olmasından korkuyorum..

İçimde en derinde yaşadığım şeyleri sözlere dökersem kaybolacaklarından ve bi daha benim hayat yoluma girmeyeceklerinden korkuyorumm..

Evet bu şekilde hayatta her şeyi kaçırıyorum. Yaşayabilme ihtimalim varken korkularım yüzünden yaşayamadığım anılar defterim doldu da taştı bile.. Ek sayfalar kullanıyorum şimdilerde.. Bi sayfa bi sayfa daha derken hayatımı kaçırıyorum..

Şİmdi diyeceksiniz ki madem bunun farkındasın neden düzeltmiyorsun? Haklısınız düzeltmiyorum daha doğrusu düzeltemiyorum.. Hep bi şeylerin eşiğini gelip geri dönüyorum.. Tam hayallerimin geleceğimin belki de umutlarımın ışığını gördüğüm anda kaçıyorum ordan..

Şimdi de tam o zamanlardan birindeyim aslında.. Yapacağım şey belki hayatımı kökünden değiştirecek belki de yapmam gerekeni yapamayacağım ve pişmanlıklar havuzuma bi damla daha eklenecek ya da anılar defterime fazladan bi sayfa daha eklenecek..

Şimdi bu kararı alma zamanım ve ben kendimi biraz beklemeye aldım..

21 Mart 2015 Cumartesi

Zayıf Nokta..


Evet güvensizim.. En yakınıma bile güvenmekten acizim.. Sanıyormusunuz ki ben çok memnunum..
Hayatta en nefret ettiğim yanım bu durumum... 

Kolay bi konu değil ki bu durum.. İnsanlar bi anda sever bi anda nefret eder hatta bi anda aşık olur ama insanlar bi anda karşısındakine güvenemez ki.. Hele bu insanlar zamanında en yakınları tarafından güven istismarına uğramış ise siz nasıl pat diye onlardan size güvenmesini beklersiniz ki..

Zamanın en derinlerinde belki bi köşe başında belki de bi kafe ortamında ya da kendinden çok güvendiği bi insanın yanında hiç beklemediği anda güveni kırılan cam parçaları misali içine batmış birinden nasıl  bi anda size karşı  güven beklersiniz kii..

Ha haklı olduğunuz yanlar da var aslında.. Mesela kırılıyorsunuz evet ama karşıdakinin sizi kırdığından dolayı yaşadığı üzüntüyü tahmin bile edemezsiniz belki de.. Karşınızdakinin güven sorununu anlamadan ya da anlamak için o kişiyi dinlemeden kırılıyorsunuz.. Evet burda haklısınız..

Peki o insana hiç sordunuz mu.. "Güvenini hangi köşe başında ya da kimin yanında bıraktın..?" diye..Hayatta herkesin bi zayıf noktası vardır.. Evet evet tahmin edersiniz ki Benim de zayıf noktam "GÜVEN"
Çünkü  zamanında bi köşe başında gözden kaybolup gitti benim için "Güven"

18 Mart 2015 Çarşamba

Mutluyum :)


Evet tuhafım bu aralar.. Her zamankinden farklıyım.. Daha bi mutluyum mesela ya da daha bi vurdum duymaz.. Memnunumda bu halimden.. Etrafımdaki herkes bu mutluluğuma bi neden bulma derdinde farklı nedenler ve farklı mutluluklar cennetinde.. Hep aynı cümleler dillerinde "Mutlaka bi nedeni vardır hadi söyle"..

Evet var bi nedeni doğru. Evet evet doğru sadece tahminler yanlış.. Ben zaten mutluydum önceden de.. Ki bi o kadarda neşeli ve vurdum duymaz.. Ne zaman ki çevremdekiler değerlerimi aldı işte o zaman kilitledim mutluluğumu en derine.. Sakladım  öyle bi sakladım ki kavuştum yeni bi kimliğe.. Artık farklıydım.. Daha bi mantıklı daha bi otoriter ya da daha bi somurtkan ve memnuniyetsiz.. Hep "Diğerleri ne der" cümlesi vardı dilimde..

Ta ki onların da benden farksız olduğunu farkedene dek.. Onlar benden daha duyarsız daha düşüncesiz ya da ya da NEYSE..... Bunu farkettikten sonra açtım mutluluğumun kilidini ta en derinde.. Artık içimden geçeni söylüyorum en acımasızında bile.. Artık aklımdan geçeni ya da canımın istediğini yapıyorum her vakitte..

Çünkü zaman zaten çok kısa ne gerek var ki üzülmeye.. Ne gerek var seni düşünmeyenleri düşünmeye..

 Dünya zaten minicik evrende bizse sadece ufacık bi noktayız alemde.. O yüzden mutlu olmamak için hiç bi neden yok bu düzende.. :)

15 Mart 2015 Pazar

Yamalı Bedenler


Herkes tertemiz ve kusursuz ruhların yanında birde tertemiz bedenlerle gelir bu dünyaya.. Bu bize yaratıcının verdiği en büyük nimettir aslında.. Zaman ilerler, zihinler dolup taşar, ruh kirlenir ve bedenler, bedenlerimiz birer yamalı çarşafa döner..

Ruhumuza dokunan her kötü nokta sadece ruhumuzu köreltmez aslında.. Ruhumuza dokunan o her kötü noktada bedenlerimize de birer yama eklenir biz farketmesekte..Üzerimezde hep bu yamaları taşırız.. Gün gelir bu yamaları farkederiz.. O gün bizim miladımız olur..
                                       
                               NEDEN Mİ..?

Güzel soru neden ki acaba..? Çünkü o günden sonra artık yamalarımızı kapatmaya çalışırız da ondan.. Eskisinden daha çok gülümseriz mesela.. Ya da söylemek istediğimiz trilyonlarca sözcük varken sırf kendimizden parça bulduğumuz için söyleyemeyiz.. Bıraksalar galaksiler ötesine haykıracağımız ne varsa içimizde sadece sessiz birer çığlığa dönüşür.. Artık daha çok gösteriş isteriz mesela.. Ve tüm bunların tek bi nedeni vardır: Yamalı Bedenleri saklamak..

Peki bunlarla saklanır mı ki bu yamalar.. Her şey çok güzel olur mu..? ,Bizim görmezden geldiğimiz yamalarımız bizim hayatımızın birer parçası değil midir yani..? 

Aynaların varlığı bunadır aslında.. Her aynanın karşısına geçtiğimizde yamalarımızı görüp bir daha döneriz özümüze bir daha ineriz gerçek benliğimize.. İnsanların gördüğü değil de gerçekte var olan bize.. Ha buna ulaşmakta kolay değildir.. Herkes yapamaz bunu da.. Çünkü kendi benliğine inmeyeli o kadar uzun zaman olmuştur ki.. Orada onu bekleyen bi yamalı bedenin ve yamalı ruhun varlığını unutur oraya ulaşmak için gerekli olan yol işaretlerini unutur.. Sadece dışarıya görünmek istediği kişi olur.. 

Başkaları için kendi ruhunu unutur..

İşte yamalı bedenlerin ilk yaması da budur..


11 Mart 2015 Çarşamba

Kararlar Ülkesinin Kararsızlıklar Halkı

"Kararlar Ülkesine" Hoşgeldiniz Sevgili Kararsızlar..!



Burda herkes kararsızlıklar içinde yaşar.. Güne en güzel planlarını hayata geçirmek için merhaba diyen ancak sürekli araya başka işler koyup planlarının sadece ufak bi parçasını hayata geçirebilen insanlar vardır bu ülkede.. 

Gece olduğunda pişmanlıklarını sıralayıp ertesi sabaha bu pişmanlıklarını telafi etmek için yeniden planlar kuran ve bu umutlarla kendilerini rüyalar alemine bırakan insanların ülkesidir burası..Bu insanlar ertesi sabaha da geceden kurdukları planlarla başlar ve her zaman ki gibi pişmanlık denizinde boğularak bitirirler geceyi..

Bu ülke insanları hayatlarındaki kararları hep ertelerler.. Ve ertelemeler uzadıkça ülkenin çıkmaz sokakları daha da içine sarar bu insanları.. Aslında bu ülkenin insanlara verdiği bi cezadır bu çıkmaz sokaklar..

Ülke insanları onlar farketmeden cezalandırır.. Ülke halkı yani kararsızlıklar halkı ülkedeki Hükümdarın farkında bile değildir.. Başlarına gelen olumsuz olayları hep başkalarına ve başklarının işlerini ertlelemelerine bağlarlar.. Hiç kendi hatalarından ve ertelemelerinden bahsetmez ve kendilerini ülkenin mükemmel halkı olarak kandırırlar.. Halbuki hükümdar her şeyin farkındadır.. 

Bazen Kızgınlıklar Prensi uğrar Hükümdarın yanına ve Hükümdara içindeki kızgınlığı işler.. Hükümdar ülkesini insanların dibine kadar girip çıkamayacağı ve pişmanlıklarını dibine kadar  yaşayabilecekleri çıkmaz sokaklarla donatır.. İnsanlar her gün çıkmaz sokaklarına biraz daha batar ve sonunda hükümdarı hatırlar.. 

Ardından Pişmanlıklar Prensi gelir Hükümdarın yanına.. Anlatır kararsızlıklar halkının çıkmaz sokak serüvenlerini. Hükümdar halkının pişmanlığına üzülür ve kendini hatırlamalarının kafi olduğunu anlar ve affeder halkını... 

Halk eski mutlu günlerine kavuşur ve Hükümdarlarının adını ağızlarından düşürmez olur..Ancak fazla sürmez bu durum ve gene unutulur Hükümdar..

Hiç farkettiniz mi aslında sizde bu ülkenin halkındansınız.. Ve Kararsızlıklar içinde Hükümdarın çıkmaz sokaklarında dolaşmaktasınız.. Çok geç olmadan oturup düşünün çıkmaz sokaklarınız sizi esir almadan Hükümdarın Kararlılık Şatosu üzerinize yıkılmadan kararsızlık halkından ayrılın.. Hayatınızın Çıkmaz Sokaklarının girişini kapatın ve kendi Kararlılık ülkenizi kurun..:)



7 Mart 2015 Cumartesi

Yazmak Yanlızlıkmış Hıh..

"Yazmak Yanlızlıktır." diyorlar. Doğru mu acaba.? İnsan anlatamadığı sözlere dökemediği ne varsa yazamaz mı yani. Bu durum çok mu garip ki..? Halbu ki ben hep yazarım. Aklımdan geçeni, dudağımın ucuna kadar gelipte söze dökemediklerimi, sırf karşımdaki kırılmasın diye kendi kalbimi kıracağımı bile bile söylemediklerimi, kimseye itiraf edemediğm ya da yüzleşemediklerimi...

Ne yani şimdi ben tüm bunları yazıyorum diye yanlız mı oluyorum..? ÖYle mi..? Öyleyse kabul yalnızım.. Ama her şey bununla bitmez ki. Peki yazamadıklarım ne olacak.. Yazmaktan bile korktuğum, kalemi elime her alışımda gözyaşlar denizinde boğulduğum... Yazmayı geçin delicesine haykırmak istediğim de bile sadece içimde sessiz çığlıklara dönüşenlere ne olacak.. Onlar nereye ait peki..? Söze, yazıya ya da duyguya ait değilse nereye aitler.. Bi yerde bu kadar uzun durmaları normal mi ki.? Ben kurtulmak istedikçe benim daha da derinime işlemeleri normal mi yani.?

Tüm bunlar her şeyden biraz biraz alıp daha da büyüdü aslında..Bazen bi dostumun yaptığı yanlıştan bazen çok değer verdiğim birinin bana değer vermemesinden  bazen de belki de çok küçük saçma sapan olaylardan hatta belki hayallerimden.. Ben kurtulmak istedikçe daha da sardılar etrafımı.. Ne yapacağımı bilemedim.. Acaba anlatmalımıydım beni üzenleri.. Yok yok olmazdı ki yapamazdım.. Oyeteneğe sahip biri hiç olmadım.. Peki beni üzenlerden uzaklaşmak çözümmüydü.. Değil di tabi ki..

Denedim hem de çok yol denedim.. Buldumda ilacımı.. Kimseye değer vermeyeceksin. Yeri geldiğinde sende birilerine arkanı dönebileceksin.. 

Şu an mı..? Şu an hmmm Mutluyum galiba :) Evet evet mutluyum.. Bulunduğum yerden, uzak olduğum insanlardan yakınımdaki hatta çok yakınımdaki insanlardan hepsinden hayatımda bulundukları için mutluyum.. :) 

Ve yazıyorum yazmaya da devam edeceğim gün gelecek yazmaya bile korktuğum korkularımı da yazcağım ve işte o gün mutluluğum katlanarak artacak ve ben gene yazmaya devam edeceğim.. Neden mi..?

"Çünkü Benim İçin Hayat Yazıyla Değerli Yazmakla Önemli."

27 Şubat 2015 Cuma

Sessiz Dörtlük





Yalnızlık ne bitmez tükenmez bir koridor
Şimdi bir hece, bir kelime 
Geceye yaslı yalnızlığımı dindirmiyor
Dilimi lâl eden bu sükuttan başka.


Bazen bi sesdir sadece insanın aklında kalan sadece bi ses.. Tekrar duymak için bazen can attığı bazense unutmak için hafızasının en ücra köşelerine yolladığı.. Sadece bi ses.. Yaşamının her anında kulağında çınladığı bi cümle belki de sadece tek bi hece.

Ne kadar basit gibi görünüyor değil mi..? Sadece bi ses  ne kadar da kolay halbuki unutmak ya da istediğin zaman hatırlamak neden o kadar kolay değil peki..?  Hoşuna gitmeyen, kalbini kıran, hayatında duymaya bi kez daha tahammül edemeyeceğin bi sesi unutmak neden o kadar kolay değil.. Belki de unutmaman gerektiği içindir. Hayatının her anında o sesi hatırlaman ve kendine yeniden ve yeniden sorman ve hayat yolunu yeniden çizmen gerek belki de.. Ya da tam tersi unutmak istemediğin hatırlamak için hafızanı delicesine zorladığın ama bi süre sonra unuttuğun ve hatırlamadığın için çıldırdığın bi sesi unutman gerektir.. Belki o ses daha fazla acı ve üzüntü getirecektir sana..

Her insanın hayatında vardır sesleri mutlaka.. Önemli olan o sesleri unutmak değil yeniden o sesleri duymayacağın bi hayat kurmaktır asıl önemli olan..

10 Şubat 2015 Salı

ARAFFF!


                                        Herkes arafta yaşar.. Yani herkes arada yaşar hayatı..

Ne tam anlamıyla delice ne de tam anlamıyla mantıken.. Hep kendi için iyi olduğunu düşündüğü şeyi seçer.. Bu bazen mantıklıdır bazen değil.. Bazen mantıklar ülkesinin hükümranıdır bazense duygular ülkesinin kapı kulu.. Hiç tamam ben buyum diyemez.. Hayatını hep aynı şekilde ikame edemez..

Hep etrafına  doğrular saçmaya çalışır.. Kendini hep en iyi en doğru olduğu konusunda ikna etmeye çalışır. Taki kendi iç sesini dinlemeye başladığı ana kadar.. O an insan aynayı kendine çevirir ve ne olduğuna bakar. Tüm hayatını gözden geçirir. Film sahneleri birer birer ardı sıra yüklenir. Ve acı gerçek çıkar ortaya aslında sandığı kadar kararlı ve tek taraflı olmadığını görür.. Kendini birden Araf çukurunun içinde bulur..

O çukur ki insana kendini gösterir.. O çukur ki hayatta asla asla dememeyi öğretir ve o çukur ki keşkelerin anlamsızlığının zirvesidir..

Herkes bi gün o çukura düşer ve kendi haline şaşar..
Bende şu an o çukurun içindeyim ve inanın dediğim her asla kelimesinin hayatımda nasıl da yer bulduğunu anlamaya çalışıyorum.. !

2 Şubat 2015 Pazartesi

Narsist Düşünceler.. !


         Sorgulamalı insan kendini.. Oturup düşünmeli yaptığı her davranışı ve aldığı karşılığı..

Bilmeli ki aldığı her karşılık yaptığı davranışın bi yansıması.. Düşünmeli aslında ben kimim diye.. Gerçekten göründüğü kişi mi yoksa olmak istediği mi..? Sürekli çevresindeki olayları kendine bağlamamalı.. Ben merkezci bi biçimde yaşamamalı.. Dünya ne onun etrafında döner çünkü ne de dünyanın merkezi kendidir.. Söylenen her söz ne ona söylenir ne de ondan bahseder..

Hayat tek bi insandan ibaret değildir. Ve Dünyadaki insanların tek derdi de o insanın hayatı ve yaşadıkları değildir.. Aynaya dönüp baktığında kendini bulunmaz hint kumaşı sananlar aslında yalnızlık çukurunun en daim üyeleridir..

Hayat acımasız artık tamam .. Ama insanlar hayatlarında empati yapabilecek insan ister.. Sen aynaya dönüp kendine her baktığında " Ben en iyisiyim dersen eğer yalnızlık kulubü kollarını açıp sana merhaba der.. Ardından sonsuza kadar kapanır kapılar.. Zaman geçer ve yalnızlık kulubünün üyeleri sürekli değişir.. Biri gelir biri giderrr..

Sen hep ordasındır.. Defalarca bunu sorarsın kendine acaba neden ben çıkamıyorum diye.. Bilmezsin çözümün ne olduğunu anlamazsın..

Taki bi gün aynaya bakıp kendinden başka kimseye bi faydan olmadığını anlayana kadar.. O andan sonra karar verirsin değişmeye.. Ve bi bakarsın ki Yalnızlık Kulubünün çıkış kapıları sana sonuna kadar açılmış..

 Yeni bir dünya ve yeni bir senle..!

28 Ocak 2015 Çarşamba

Yanlış Değerler Diyarı



Düşünmemek gerek bazen plan yapmamak... Her şeyi oluruna bırakıp uzaktan izlemek gerek bazen.. Bir şeyi gereğinden fazla zorlamamak ve sadece kabullenmek..

Hayatın kanunlarını kabul edip onlara boyun eğmek gerek.. Hayatın akışına uyum sağlamak..


Neden mi..?
Aslında her insanın kendine göre nedenleri olabilir.. Ama herkese uygun tek bi neden vardır burada..

Bi şeyi ne kadar çok isterseniz dünya,evren tüm varoluş o sevginin aşırılığını yaratılışa aykırı bulur ve değer verdiğiniz şeyi sizden uzaklaştırmak için bi görev alırlar..Siz değer verdiğinize ulaşmaya çalıştıkça önünüze negel üzerine engel çıkar.. Sürekli "Neden BEN?" der durursunuz.. Gerçeği kavramakta o kadar güçlük çekerssiniz ki bu bazen yıllarınızı alır sizden bazen de geri dönüşü olmayan parçalarınızı alıp götürür.. Günleriniz aylarınız gerçeği kavrayamamaktan doğan olumsuzluklarla geçer.. Bi süre sonra artık istenizde yapamazsınız...

Bunların nedenleri hep DEĞER SIRALAMASI dır aslında.. Hayatınızda, varoluşunuzda değer verdiğiniz ve değer vermeniz gereken şeylerin ayrımını yapmaktır tek sorun..Hayatınızda değer vermeniz gereken şeyleri ikinci sıraya koyarsanız eğer emin olun evren size karşı cephe alıp engeller kurmuştur bile..

Hayatınızda olunda gitmeyen şeyler varsa ve değer verdiğiniz şeylere ulaşamıyorsanız eğer oturup değer sıralanızı gözden geçirmenizi öneririm Size..







18 Ocak 2015 Pazar

Kardelen Yürekler

Bilmem bilir misiniz Kardelen ve Hercai Hikayesini..?

Birbirinden güzel iki çiçek varmış. Birbirlerini çok severlermiş. Ancak çiçeklerden biri sevdiğini diğer çiçeklerden kıskanırmış. Bunun için sevdiğine "Gel biz bundan sonra seninle kışın bembeyaz karlar içinde açalım. Diğer çiçekler olmadan sadece sen ve ben tüm kışı geçirelim." demiş. Sevdiği kabul etmiş bu teklifi..

Aradan üç mevsim geçmiş ve kış gelmiş.. Teklifi sunan çiçek sevdiğini görmenşn hayali ve mutluluğu ile karları delmiş ve bembeyaz örtü üzerine bir güneş gibi açmış.. Beklemiş beklemiş beklemiş.. Ama sevdiği verdiği sözü tutumamış ve kışın soğuğundan karın hiddetinden korkup açmamış..

Ve Karın soğuğuna aldırmadan açan çiçeğe KARDELEN sevdiğine verdiği sözü tutmayıp korkan ve açmayan çiçeğe de HERCAİ denmiş..


Aslında hepimizin hayatında vardır bi kardelen ve hercai hikayesi..
Hayatta bu hikayede olduğu gibi iki seçenek vardır aslında.. Ya kardelen gibi gerçekten sevip her şeyi göze almak verilen tüm sözleri tutmak gerekir ya da hercai gibi vefasız olup korkuları sevginin önüne koyup sevdiğini yarı yolda bırakmak gerekir..
İnsanlar genelde hep Hercai olmayı seçer..Neden mi?

Çünkü kendi küçük dünyalarını her şeyin üzerinde ve en üstün olarak görüp o küçücük dünyalarından taviz vermek istemezler.. Lafa söze gelince sözünün eridir bunlar.. Ancak uygulamada hercai kadar bile olamazlar..

Belki şu an bunlar size çok abartılı gelebilir.. Ama küçük düşününce alsında hiçte abartılı olmadığını anlarsınız.. Karşınızdakinin size verdiği en ufak bir sözü bile mazeretsiz olarak tutumaması onun aslında" Bir Hercai Gönüllü" olduğunu gösterir..

Kardelen olmak ise gerçekten zordur.. Cesaret ister.. Önündeki tüm engelleri görmezden gelip sadece sevdiğini düşünmeyi gerektirir.. Kardelen olmak gerçekten hayatını biriyle paylaşmaya hazır olmak demektir.. Kardelen olmak bir beden de iki yürek taşımak demektir..

Kardelen olmak Vefasız olmasına rağmen Hercaiyi sevmeye devam etmektir..


16 Ocak 2015 Cuma

Dengesiz Düzenler




Denge mi olmalı her şeyde..?


İnsan bazen aşırılığa kaçamaz mı yani..?
Özgürlüğünü başkalarına zarar vermeyecek şekilde aşırılıktan yana kullanamaz mı..?

Bence bu mümkün ama sadece bence işte..

Hayatımız hep bi denge kurma üzerine kurulu.. Psikollojimiz ve bilinçaltımız bile sürekli "İd"le "Süperego" arasında denge kurmaya çalışmakta..Neden peki..? Her zaman denge demek düzen demek mi?

İnsanlar sürekli başkaları ne der düşüncesiyle hep dengeli hayatlar kurmaya çalışmaktalar. Ve bu düzene aykırı gelenler de ister istemez dışlanma durumuyla karşılaşmakta. Halbuki hani her insan özgürdü..? Nerde burda özgürlük.. Ressamın dediği gibi belki şurda gizlenmiş bi özgürlük mü vardır.. :) Aslına bakarsanız HAYIR..! 

İnsanlar kendi dengelerini kendileri kurmaları bence.. Neden diyecek olursanız her insan bu dünyaya yalnız gelir ve yalnız gidecektir.. Her insan kendi hesabını kendi verecek ve kendi yaptıklarından sorumlu olacaktır.. Peki sırf dışlanma yüzünden yapamadığı iyiliklere ne olacak..? Ya da kendi geleceğini çok iyi yerlere getirebilecekken önüne vurulan ketlere ne olacak..? İnsanlar bunları düşünmez.. Ama unutmayın siz başkalarının dengesini kuramazsınız ancak o dengeyi bozarsınız.. Ve o kişiler bunu belki size anlatamaz dillendiremez ama içlerinde bi yerde hep vardır o his..

Ve gün gelir sizin bilmeyerek dengesini bozduğunuz insan hayatınızdan öyle bi parçayı alır ki artık istesenizde o dengeyi bi daha yakalayamazsınız.. 

Çünkü o parça sizin dengenizin temelidir..!!